



Bilim adamları 19 yüzyılda Ay kadar esrarengiz ve gizemli olan denizin derinliklerini keşfetmeyi arzu ediyorlardı. Denizler ve okyanuslar... Yeryüzünün üçte ikisini oluşturan engin sular... Henüz insanoğlunun, karalardaki gibi müdahale edemediği, ulaşamadığı pek çok sırlarla dolu bir ortam.
19. yüzyılın sonlarına kadar bilimadamları, bu şartlar altında hiçbir canlının hayat sürebileceğine inanmıyorlardı. Fakat teknolojideki ilerlemeler sonucu geliştirilen deniz kameraları ile 600 metreden 10 000 metreye kadar derinlerdeki canlıları inceleme fırsatı bulmuşlardı. Bu araçlardandan biri olan “Trieste” 10 bin metrede ancak 10 dakika kalabilmiştir. Derinsu kameraları ile denizin derinlikleri yavaş yavaş keşfedilmeye başlanmış ve dünyanın en acımasız karanlık ve soğuk bölgesinde de ilginç şekilli derin deniz canlılarının yaşadığı tespit edilmiştir. Bu canlılar ağlara takılmadığı için, insanlar onları yakından tanıma fırsatını yakalayamamışlardı. 4500 metre derinlikte o ana kadar hiç kimsenin görmediği ilginç balıkları ve yaşamlarını incelemeye başlayan bilimadamlarının hayretleri, araştırmalar ilerledikçe daha da artmıştı.
Derin deniz balıklarının yaşadıkları bölgeler, keskin soğuğun, ezici basıncın, daimi karanlığın ve öldürücü kıtlığın hüküm sürdüğü yerlerdir. Burada ilginç şekilli canlılar yaşar. Burada canlıların vücut yapıları basıncın etkisini en aza indirecek şekildedir. Bu derinliklerde sonsuz bir karanlık hakimdir. Sıcaklık 1-2°C civarında ve santimetre kare başına düşen basınç 1 tonun üzerindedir. Diğer bir ifadeyle burası, okyanusların hayat şartları bakımından en elverişsiz ortamı olmasına rağmen, hala buralarda yaşamlarını sürdüren canlılar bulunmaktadır. Günümüzde dalgıçlar, basıncın etkisinden korucuyu aletler olmadan, ancak 120 metreye kadar dalabilmektedir. 11 000 metre derinlikte yaşayan dip balıklarının bu müthiş basınca nasıl dayandıkları halen keşfedilememiştir.
Denizlerin derin olarak vasıflandırabileceğimiz kısımları 900 metreden aşağıda kalan soğuk ve ışıksız bölgelerdir. Bu bölgelerde balıklarda görme kuvvetli değildir. Bunun yerine çok ileri seviyede koku alma ve radar sistemleri vardır. Bu derinliklerde yaşayan hayvanların etraflarında bitki ve başka cins hayvan yok denecek kadar az olduğundan, ne ile beslendikleri bilim adamları tarafından uzun süre anlaşılamamıştır.
Binlerce metre yukarıda ölen hayvanların artıkları denizin dibine çökerken, basınçtan dolayı çok küçük parçacıklara ayrılarak su dibindeki hayvancıkların ayaklarına kadar gelmektedir. Derinliklerdeki dip balıklarının tek problemi gıda temini değildir. Aynı zamanda basınç, karanlık, soğuk ve kendilerinden büyük predatör balıklar da onlar için problem teşkil etmektedir.
Binlerce metre derinlikteki çok büyük basınca karşı koyabilen fener balıklarının dayanıklı vücut yapıları ve karanlık diplerde avlanmaya yarayan fenerleriyle denizaltı mühendislerini hayrete düşürmektedir. Derin deniz balıklarının şekilleri yüksek basınçtan dolayı bozuk görünümlüdür. Gıda azlığından dolayı kaslar zayıflamış, etleri ise neredeyse yoktur. Gözler besin bulmak için oldukça büyüktür. Ilk karşılaştığı avını kaçırmamak zorunda olan derin deniz balıklarının ağızlarındaki dişler engerek yılanında olduğu gibi uzun ve sivridir. Av azlığından dolayı, türler birbirine zaman zaman misafir değil, av olabilmektedir. Su sathından gelen gıda parçacıkları yeterli olmadığından, dişi fener balığı, başının üzerindeki lambasını ağzının önünde oynatarak küçük balıkları bununla cezbeder.
Dip balıkları karanlığa karşı fenerlerle donatılmışlardır. Statik elektrik ve fosforesans sayesinde bu balıkların vücudunda birçok parlak ışıklı bölge vardır. Fakat bunlar bu ışıklı organlarını yollarını bulmaktan çok, avlanmak için kullanırlar. Avlarını kendilerine çekmek için ışıklarını yakıp söndürürler. Vücudundaki ışıkları sayesinde yaklaşan balığın dost veya düşman olduğu anlaşılır. Uzaktan sadece ışıkları görülür. Balıklar bu ışıklar sayesinde birbirlerini tanıyabilirler.
Resimdeki balık, derin denizlerde yaşayan bir yılan balığı çeşididir ve kendisinden büyük balıkları yutabilir. Uzun keskin dişleri, koca ağzı ve kuvvetli çeneleri ile avın kurtulması imkansız gibidir. Bu balıklar kapabildikleri her şeyi yutarlar, diğer zamanlarda aç gezerler. Bu yılan balıkları büyük avları temin edebilmek için çok esnek bir çene ve elastiki bir mideye sahiptirler. Ne kadar büyük bir avla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, bu avı yiyebilirler.
Derin denizlerin garip dünyasında bir çok erkek hayvan türü cüceleşmiştir. Öyle ki bazıları dişilerinin onda biri büyüklüğündedir. Bazı fener balığı türleri arasındaki küçük erkek hayvanlar dişilerinin bir parçası haline gelmişlerdir. Dişinin derisine ağzı ile yapışan hayvanın avlanmasına gerek kalmamaktadır. Bunun yerine gıdasını dişisiyle paylaştığı kanından emerek sağlar. Onun görevi sadece dişinin yumurtalarını döllemektir. Bu az nüfuslu yerde, erkeklerin nesillerini devam ettirmek için yapacakları tek şey ilk buldukları dişiye yapışmak ve gitmesine hiçbir zaman müsaade etmemektir.
Kaynaklar
- Prof. Dr. Remzi Geldiay, Ekoloji Ders Notları, EÜ Fen Fak., Izmir.
- S. Preen (1986): The life in the dark-London.
- Science Digest (1990): The waters of life, pp 47-48.











Kuzey Kıbrıs üniversitelerinin sualtı fotoğrafçılığındaki gelişimi dünyayı şaşırtıyor....
Sualtı fotoğrafçılığı yalnızca ülkemizde değil, dünyada da genellikle kendi kendine öğrenilen, kişisel çabalarla gelişen bir alandır. Fotoğrafçılar bu alandaki eksiklerini bazı kurslarla gidermeye çalışır, gelişimi ise genellikle zamana bırakırlar. Bu nedenle ülkemizde de dünyada da kısıtlı sayıda “iyi” sualtı fotoğrafçısı ya da kameramanı bulunur.
Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’da birer üniversite birkaç yıl önce Sualtı Fotoğrafçılığı ve Sualtı Kameramanlığını akademik bir ders konusu olarak görmüş ve buna yönelik dersler vermeye başlamış.
Bu üniversitelerle yaklaşık aynı zamanlarda akademik sualtı görüntüleme eğitimlerine KKTC’de Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde başladı.
KKTC Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ise iki yıl önce hem sualtı görüntüleme hem de sualtı arkeolojisi konularında akademik dersler açmaya başladı.
Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Sualtı Görüntüleme hakkında iki ayrı seçmeli ders veriliyor. 2001 yılında başlatılmış olan Temel Sualtı Fotoğrafçılığı ve İleri Sualtı Fotoğraf ve Video Teknikleri dersleri 3 kredili seçmeli ders niteliğinde. Temel Sualtı Fotoğrafçılığı dersini üniversitenin bütün bölümlerindeki öğrenciler seçmeli olarak alabiliyorlar. Bu dersi seçebilmek için tek koşul yüzme biliyor olmak.
Bu öğrencilere önce maske palet ve snorkel eğitimi veriliyor. Aletli Dalış eğitimini daha önce almış öğrenciler ise dersin pratiklerini tüple dalarak yapıyorlar. Öğrenciler sınıftan daha fazla deniz kıyısında ya da deniz içinde zaman harcıyor.
Notlarını da çektikleri fotoğraflardan ya da filmlerden alıyorlar.
Öğrenciler arasında uluslararası festivallerde birincilikler alan, dereceye girenler bulunuyor. İleri dersi alabilmek için ise uluslar arası geçerli bir aletli dalış (SCUBA) lisansı gerekiyor. Her dönem iki ders altı sınıfla açılıyor ve 180 kişilik kotası derslerin açıldığı ilk gün doluyor. Başarı gösteren öğrenciler de uluslararası bir başka sertifikaya (EUIFA - Avrupa Sualtı Görüntüleme Festivalleri Birliği www.euifa.org) daha sahip oluyor.
Ülkemizde de dünyada da sualtı fotoğrafçılarının yaş ortalaması 40’ın üstünde. Çünkü hem aletli dalış, hem de sualtı fotoğrafçılığı yüksek maliyet içeriyor. Bu nedenle genellikle üst düzey gelir grubuna yönelik olarak algılanıyor.
Öte yandan hem Doğu Akdeniz Üniversitesi hem de Uluslar arası Kıbrıs Üniversitesi bu alana ciddi yatırım yaptı.
Dolayısıyla 19 yaşında bir üniversite öğrencisinin koşullarıyla 40 yaşındaki bir işadamının koşulları eşitlenmiş oluyor. Her iki üniversitenin gelmiş olduğu nokta en çok bu alanda elli yıldır çalışan gelişmiş ülkelerin temsilcilerini şaşırtıyor.
EUIFA Başkan Yardımcısı ve Almanya Zariffa Festivali Başkanı Karl Heinz Wolf şunları söylüyor; “Almanya sualtı görüntüleme alanında önemli bir geçmişe sahip. Ancak şu ana kadar üniversitelerimizin bu alana yönelmemiş olmaları şaşırtıcı. Kıbrıs üniversitelerinin bu alandaki boşluğu görmüş ve adımlar atmış olmaları beni şaşırttı, hem de sevindirdi. Her sene bu ülkedeki sualtı festivallerine geliyor ve bu öğrencilerle birlikte dalış yapıyorum. Etrafımdaki bu gençlerle bildiklerimi paylaşıyorum”.
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesinde’de öğrenciler ayrıca seçmeli ders olarak “Sualtı Arkeolojisi” dersini de alma şanşına sahip. Sualtında çizim yapmayı, kaldırma balonu kullanmayı ve hava asansörüyle kazı yapmayı öğrenen öğrencilerden başarı gösterenler Türkiye’de yapılan sualtı kazı ve araştırmalarına ekip üyesi olarak katılıyor.
Bu eğitimleri yöneten Hakan Öniz şunları söylüyor;“her iki üniversite de bu alanlara önemli yatırımlar ve yaptı ve karşılıklarını alıyor. Kendi meslek alanlarının dışında başka kazanımlar ve uzmanlıklar elde eden öğrenciler, başarılarını hem derslerine hem de geleceklerine yansıtıyorlar. Daha iyi yetişmiş öğrenciler en iyi kazanımlarımız, öte yandan araştırma yapan ve bilim üreten merkezlerimiz de var. Örneğin Doğu Akdeniz Üniversitesi, Sualtı Görüntüleme ve Araştırma Merkezi adında bir merkezle hem KKTC hem de Türkiye’de çeşitli çalışmalar yürütüyor. Uluslar arası Kıbrıs Üniversitesi ise Sualtı Arkeoloji ve Görüntüleme merkezi adıyla bir merkez kurdu. Bunların dışında ülke içinde ve dışında çeşitli bilimsel aktiviteler, sempozyumlar ve festivaller düzenliyoruz”...
Virahaber.com