DALIŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DALIŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2007 Salı

Dalgıçlık Nedir, Nasıl Dalgıç Olunur?


Dalışa nasıl başlayabilirim?

Eğer en az 14 yaşında ve sağlıklı bir kişi iseniz dalışa isterseniz hemen başlayabilirsiniz. Bu şartları sağlıyorsanız öncelikli olarak Türkiye Sualtı Federasyonunun onay verdiği bir Yetkili Dalış Merkezi' ne gidip başvuruda bulunmanız ve sağlığınız açısından bir sorununuz'un olmadığını ve başınıza gelebilecek hertürlü sağlık sorunlarını bu nedenle önceden kabul ettiğinizi belirten bir belgeyi imzalamak olacaktır. Ayrıca dalış sporuna başlayabilmeniz için çok iyi bir yüzücü olmanız gerekmez, su üzerinde durmayı bilmeniz yeterlidir.

Dalışa başlamak için ne tür malzemelere ihtiyacım var?

Dalışa başlamak için sadece mayonuzu alıp gitmeniz yeterlidir. Kurs başladığı zaman yetkili dalış merkezi sizlere yön gösterecektir. Dalış esnasında size gerekecek tüm malzemeyi dalışa beraber katıldığınız yetkili dalış okulu temin edecektir. Tabi tecrübe kazandıkça hangi malzemeleri satın alacağınızı kendiniz daha iyi belirleyeceksiniz. Ancak benim tavsiyem ilk etapda dalışın ABC' si değimiz Maske, Şnorkel ve palet almanızdır. tabi bunlara da gerek yok aslında çünkü dalış yapmak için gittiğin ekibin teknesinde tüm ekipmanları kiralayabiliyorsunuz (Tüp, dalış elbisesi, bc'denge yeleği', ağırlık, regülatör'ahtapot') Ama ABC olarak tabir ettiğimiz şey sizin için en önemlisidir, çünkü bunların size göre olması, maskenin ve paletin yüzüne uyması gerekir, aksi halde sualtında çok güç anlar yaşarsınız.

Dalgıçlar içinde derecelendirme var mıdır?

Evet, dalgıçlar kendi içinde 2 gruba ayrılır: Eğitmen ve dalıcı. Eğitmenler bu işi profesyonel olarak yapan kişilerdir, dalıcılar ise amatör olark ilgilenirler.

Sırasıyla dalıcılar 1 - 2 - 3 yıldız , Eğitmenler ise 1 -2 - 3 yıldız olarak belirlenmiştir. Seviyeler ise birbirini takip eder, yani en alttan en üst seviyeye çıkmak sizin dalış sayınıza ve kabiliyetinize kalmış birşeydir. 1 yıdız dalıcı dan 2 yıldız dalıcı seviyesine çıkabilmeniz için 20 dalış, 2 yıldız dalıcıdan 3 yıldız dalıcıya çıkabilmeniz için 70 dalış yapmış olmanız gerekir, tabi dereceler arttıkça dalış sayılarınızın artması da gerekir.

En fazla kaç metreye dalabilirim?

Sportif dalış limiti 30 metredir. Başlangıç kursunu (PADI veya CMAS) bitirmiş bir kişi max. 18 metreye inebilir.

Dalış tüpünün içine ne var, ve tüp en fazla ne kadar dayanır?

Tüplerin içinde şu anda solumakta olduğunuz hava vardır. Soluduğumuz hava %21 oksijen ve %79 azot içerir. tüpteki havanın en fazla ne kadar dayanacağına ilişkin sorunun tek bir cevabı yoktur. Ne kadar derine dalış yapılırsa o kadar fazla hava harcanır. Ayrıca dalıcının tecrübesi ve dalış koşulları da bu süreyi etkiler.

Tüplü dalış tehlikeli midir, Sualtında tehlikeli canlılar var mıdır?

İstatistikler tüplü dalışın yüzmeden daha güvenli olduğunu göstermektedir. Fakat aynı araba kullanmak gibi öğrenilmesi gereken kurallar vardır. Kuralları izlediğiniz ve limitlerinize uyduğunuz sürece son derece güvenlidir. Sualtı canlıları siz onları rahatsız etmediğiniz sürece size zarar vermezler.

Vurgun yer miyim?

Dekomprasyon hastalığı yani halk arasında vurdugun olarak tabir edilen olay öyle sandığın kadar korkulacak ve sık ratlanan bir durum değildir, en azından dalgıçlar için...

Kurallara uyduğunuz ve limitlerinizi bildiğiniz sürece dekompresyon hastalığı riski çok azdır. Çünkü dalgıçlar bu konuda eğitim alıyorlar ve bu dekomprasyon hastalığına yakalanma riskleri oldukça küçük bir ihtimal, haa.. olmaz mı olur tabi, ne zamanlar olur peki bu; mesela sualtında dolaşırken aniden yukarı çıkış yaparsanız, çünkü normalde su altında her 5 metrede bir bekleme süresi vardır, -bu biraz geniş bir konu- bu bekleme süreleri derinliğe göre azalır yada artar, eğer sen bu metrelerde bekleme sürelerini gerçekleştirmezsen vurgun yersiniz...

Onun haricinde 24 saat öncesinden alkollü bir içki içip dalış yaparsanız yine vurgun yersiniz, çünkü bu sefer normal dalış esnasında harcayacağın azotun çok daha fazlası vücudunda olur ve neredeyse 5 metrede bile vurgun yeme durumu ortaya çıkar. Kurallara uyduğunuz ve limitlerinizi bildiğiniz sürece dekompresyon hastalığı riski çok azdır.

forum.turksportal.net

25 Kasım 2007 Pazar

Serbest Dalış Rekorları

Devrim Cenk Ulusoy Serbest Dalış Küp Apnea 152.95 (Dünya Rekoru) - 3. Serbest Dalış Dünya Şampiyonası Ekim 2006
Devrim Cenk Ulusoy Serbest Dalış Dinamik Apnea 184.11 - 3. Serbest Dalış Dünya Şampiyonası Ekim 2006
Devrim Cenk Ulusoy Erkekler Uluslararasi/CMAS Jump Blue/Kup Apnea 2004 120.88 metre
Devrim Cenk Ulusoy Erkekler TSSF Dinamik Apnea 2005 164.3 metre
Derya Can Bayanlar Ulusal/TSSF Dinamik Apnea 2005 114.65 metre

STATİK APNEA ERKEK "ÖMER FARUK USTA" ( 5,30 DK.) 1999 KAŞ /ANTALYA

STATİK APNEA BAYAN "YASEMİN DALKILIÇ" (4,45 DK )1999 KAŞ /ANTALYA
SABİT AĞIRLIK ERKEK "SERTAN AYDIN" (51 M.) 2001 BODRUM/MUĞLA
SABİT AĞIRLIK BAYAN "YASEMİN DALKILIÇ" ( 46 M.) 1999 HURGHODA/MISIR
DİNAMİK APNEA DENİZ ERKEK "C.DEVRİM ULUSOY" (114 M.) BODRUM/MUĞLA 2003
DİNAMİK APNEA DENİZ BAYAN "DERYA CAN" (84 M.)BODRUM/MUĞLA 2003
DİNAMİK APNEA BAYAN "DERYA CAN" (94,13 M.) 2004 FETHİYE/MUĞLA
DİNAMİK APNEA ERKEK "CENK DEVRİM ULUSOY" (111,75 M.) 2004 FETHİYE/MUĞLA
KÜP APNEA BAYAN "DERYA CAN" (95,5 M.) 2004 FETHİYE/MUĞLA
KÜP APNEA ERKEK "CENK DEVRİM ULUSOY" (120 M.) 2004 FETHİYE/MUĞLA

KAYNAK ; www.tssf.gov.tr

14 Kasım 2007 Çarşamba

Karanlık Dünyanın Esrarengiz Canlıları: Derin Deniz Balıkları

Bilim adamları 19 yüzyılda Ay kadar esrarengiz ve gizemli olan denizin derinliklerini keşfetmeyi arzu ediyorlardı. Denizler ve okyanuslar... Yeryüzünün üçte ikisini oluşturan engin sular... Henüz insanoğlunun, karalardaki gibi müdahale edemediği, ulaşamadığı pek çok sırlarla dolu bir ortam.

19. yüzyılın sonlarına kadar bilimadamları, bu şartlar altında hiçbir canlının hayat sürebileceğine inanmıyorlardı. Fakat teknolojideki ilerlemeler sonucu geliştirilen deniz kameraları ile 600 metreden 10 000 metreye kadar derinlerdeki canlıları inceleme fırsatı bulmuşlardı. Bu araçlardandan biri olan “Trieste” 10 bin metrede ancak 10 dakika kalabilmiştir. Derinsu kameraları ile denizin derinlikleri yavaş yavaş keşfedilmeye başlanmış ve dünyanın en acımasız karanlık ve soğuk bölgesinde de ilginç şekilli derin deniz canlılarının yaşadığı tespit edilmiştir. Bu canlılar ağlara takılmadığı için, insanlar onları yakından tanıma fırsatını yakalayamamışlardı. 4500 metre derinlikte o ana kadar hiç kimsenin görmediği ilginç balıkları ve yaşamlarını incelemeye başlayan bilimadamlarının hayretleri, araştırmalar ilerledikçe daha da artmıştı.

Derin deniz balıklarının yaşadıkları bölgeler, keskin soğuğun, ezici basıncın, daimi karanlığın ve öldürücü kıtlığın hüküm sürdüğü yerlerdir. Burada ilginç şekilli canlılar yaşar. Burada canlıların vücut yapıları basıncın etkisini en aza indirecek şekildedir. Bu derinliklerde sonsuz bir karanlık hakimdir. Sıcaklık 1-2°C civarında ve santimetre kare başına düşen basınç 1 tonun üzerindedir. Diğer bir ifadeyle burası, okyanusların hayat şartları bakımından en elverişsiz ortamı olmasına rağmen, hala buralarda yaşamlarını sürdüren canlılar bulunmaktadır. Günümüzde dalgıçlar, basıncın etkisinden korucuyu aletler olmadan, ancak 120 metreye kadar dalabilmektedir. 11 000 metre derinlikte yaşayan dip balıklarının bu müthiş basınca nasıl dayandıkları halen keşfedilememiştir.

Denizlerin derin olarak vasıflandırabileceğimiz kısımları 900 metreden aşağıda kalan soğuk ve ışıksız bölgelerdir. Bu bölgelerde balıklarda görme kuvvetli değildir. Bunun yerine çok ileri seviyede koku alma ve radar sistemleri vardır. Bu derinliklerde yaşayan hayvanların etraflarında bitki ve başka cins hayvan yok denecek kadar az olduğundan, ne ile beslendikleri bilim adamları tarafından uzun süre anlaşılamamıştır.

Binlerce metre yukarıda ölen hayvanların artıkları denizin dibine çökerken, basınçtan dolayı çok küçük parçacıklara ayrılarak su dibindeki hayvancıkların ayaklarına kadar gelmektedir. Derinliklerdeki dip balıklarının tek problemi gıda temini değildir. Aynı zamanda basınç, karanlık, soğuk ve kendilerinden büyük predatör balıklar da onlar için problem teşkil etmektedir.

Binlerce metre derinlikteki çok büyük basınca karşı koyabilen fener balıklarının dayanıklı vücut yapıları ve karanlık diplerde avlanmaya yarayan fenerleriyle denizaltı mühendislerini hayrete düşürmektedir. Derin deniz balıklarının şekilleri yüksek basınçtan dolayı bozuk görünümlüdür. Gıda azlığından dolayı kaslar zayıflamış, etleri ise neredeyse yoktur. Gözler besin bulmak için oldukça büyüktür. Ilk karşılaştığı avını kaçırmamak zorunda olan derin deniz balıklarının ağızlarındaki dişler engerek yılanında olduğu gibi uzun ve sivridir. Av azlığından dolayı, türler birbirine zaman zaman misafir değil, av olabilmektedir. Su sathından gelen gıda parçacıkları yeterli olmadığından, dişi fener balığı, başının üzerindeki lambasını ağzının önünde oynatarak küçük balıkları bununla cezbeder.

Dip balıkları karanlığa karşı fenerlerle donatılmışlardır. Statik elektrik ve fosforesans sayesinde bu balıkların vücudunda birçok parlak ışıklı bölge vardır. Fakat bunlar bu ışıklı organlarını yollarını bulmaktan çok, avlanmak için kullanırlar. Avlarını kendilerine çekmek için ışıklarını yakıp söndürürler. Vücudundaki ışıkları sayesinde yaklaşan balığın dost veya düşman olduğu anlaşılır. Uzaktan sadece ışıkları görülür. Balıklar bu ışıklar sayesinde birbirlerini tanıyabilirler.

Resimdeki balık, derin denizlerde yaşayan bir yılan balığı çeşididir ve kendisinden büyük balıkları yutabilir. Uzun keskin dişleri, koca ağzı ve kuvvetli çeneleri ile avın kurtulması imkansız gibidir. Bu balıklar kapabildikleri her şeyi yutarlar, diğer zamanlarda aç gezerler. Bu yılan balıkları büyük avları temin edebilmek için çok esnek bir çene ve elastiki bir mideye sahiptirler. Ne kadar büyük bir avla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar, bu avı yiyebilirler.

Derin denizlerin garip dünyasında bir çok erkek hayvan türü cüceleşmiştir. Öyle ki bazıları dişilerinin onda biri büyüklüğündedir. Bazı fener balığı türleri arasındaki küçük erkek hayvanlar dişilerinin bir parçası haline gelmişlerdir. Dişinin derisine ağzı ile yapışan hayvanın avlanmasına gerek kalmamaktadır. Bunun yerine gıdasını dişisiyle paylaştığı kanından emerek sağlar. Onun görevi sadece dişinin yumurtalarını döllemektir. Bu az nüfuslu yerde, erkeklerin nesillerini devam ettirmek için yapacakları tek şey ilk buldukları dişiye yapışmak ve gitmesine hiçbir zaman müsaade etmemektir.

Kaynaklar

- Prof. Dr. Remzi Geldiay, Ekoloji Ders Notları, EÜ Fen Fak., Izmir.

- S. Preen (1986): The life in the dark-London.

- Science Digest (1990): The waters of life, pp 47-48.

8 Kasım 2007 Perşembe

Dalış Refleksi

Diving response olarak da anılan dalış refleksi, organizmamızın, apnea yani, nefes alıp vermenin bilinçli olarak durdurulması ve dış ısı değişikliklerine bağlı olarak kardio vasküler sistem üzerinde refleks olarak gerçekleştirdiği değişikliklerdir.

Organizmanın bu refleks hareketi tam olarak çözülememişse de, apnea süresini uzatmayı hedeflediği anlaşılmaktadır.

Bu refleks bir çok kara ve deniz memelisinde vardır. Belki de, yaşamımızın ilk dokuz ayını, sıvı içinde tamamlamamız, bazı kodlama izleri bırakmaktadır.

Nefes tutmanın ilk saniyelerinden itibaren oluşan bradikardi ve damar çeperi vazokonstriksyonu, damar içi basıncını belirli düzeyde sabitleyerek, oksijen tüketimini azaltmayı hedefler.

Su sıcaklığı, fizik kondüsyon ve deneyim, cinsiyet ve yaş, ciğer kapasitesi, apnea süresi gibi parametreler, bu refleksi doğrudan etkilemektedir. Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için detaylarına göz atalım .

Bradikardi
Apnea, başladığı andan itibaren, kalp ritminde düşüşe neden olur. Dalış derinliğinin bu refleks üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Vücudun ve özellikle yüzün su ile temas etmesi ve apnea, bradikardi oluşumuna etki eden iki faktördür. Dinlenme halindeki kalp ritminde, bradikardi ile % 25 - 30 a varan düşüşler oluşabilir.

Apnea sonuçlandıktan sonra, elektro verilerinde, ekstrasistol, prematüre karıncık kasılmaları ve ritm artışları gibi değişiklikler görülebilir. Apnea süresi ve harcanan güce bağlı olarak, karbondioksit ve laktik asitin kandaki değerleri yükselir. Kalp ritmindeki değişikliklerin nedeni de budur.

Vazokonstrüksiyon ,
Kalp ve beyin diğer organlarımıza nazaran oksijensiz kalmaya çok duyarlıdır ve hücre kaybı oluştuğunda geri dönülemez noktalara gelinir.

Apnea sürecinin başlaması ile birlikte, damar çeperleri refleks olarak daralır. Kan basıncı sabit bir düzeyde kalır ve kalp debisi düşer. Bu değişimler, hassas organların daha rahat ve çok oksijenlenmesini sağlayarak apnea süresini uzatır.

Dalış refleksi, boğulmaya karşı organizmanın oluşturduğu bir reaksiyondur. Ancak, güç harcanması ve kasların gevşeme pozisyonundan kasılmaya geçmesi, bradikardinin avantajlarını ortadan kaldırır. Bunun yanısıra aşağıdaki parametreler, fayda limitlerini artı veya eksi etkilemektedir ;

Bradikardi, genç insanlarda, yaşlılara oranla daha iyi cevap vermektedir.

Yüzümüzdeki, ısıya duyarlı reseptörler, bradikardiyi doğrudan etkiler. Isı ne kadar düşükse, sistem o kadar çabuk çalışır.

Düzenli olarak apnea yapan insanlarda bradikardi daha verimlidir.

Ciğerlerin vital kapasitesi, etkili bir parametredir. Ciğer doluluğuna hassas olan torakopülmoner reseptörler % 85 - 95 vital kapasite doluluğunu algıladıkları zaman, bradikardi için start verirler. Bu nedenle, başlangıç çalışmalarında bu doluluk oranlarını geçmeyin.

Kulak eşitlemek için Valsalva yöntemi uygulamak, bradikardi oluşumunu negatif etkiler. Frenzel veya östaki kasının istemli uyarılması yöntemleri, hem apnea için, hem de avlanma için çok daha avantajlıdır.

Yüzmek, kalp ritmini arttırır ve vazodilatasyona neden olur. Diğer taraftan, apnea ve dalış, bradikardi sonucu kalp ritmini düşürür. Bu iki olgunun çakışması durumunda, ritm düşüklüğü öncelik kazanır.

Bu çakışmaya fazla sebebiyet vermemek için, dalış öncesinde iyi bir gevşeme ve nefes alıp vermenin uygulanması gerekiyor.

Jak Boeno

6 Ekim 2007 Cumartesi

Dalış Hastalıkları

KULAK KANALI SIKIŞMASI:
Suyun kulak kanalına girme yolu bulamadığı; kulak kiri, kulak tıkacı gibi durumlarda görülür. Derine iniş sırasında “vakum” oluşur ve kulak zarı dışa doğru kanala çöker. Kanalın yumuşak dokusu da çökecektir. Kulakta ağrı, akıntı ve kanama olabilir. Zarda ise kanama ve yırtılma ortaya çıkabilir. Yırtılmayla birlikte basınç dengelendiği için ağrı bir miktar azalacaktır.
Ancak orta kulağa geçen soğuk suyun etkisiyle baş dönmesi, yön duygusu bozukluğu, bulantı, kusma ortaya çıkabilir. Bu durumda dalgıç bir an durmalı, gözlerini kapatmalı baş dönmesinin geçmesini beklemeli (bu sırada inişe son vermiş olmalı ya da dipte olmalı.) sonra da paniğe kapılmadan kurallara uygun olarak çıkış yapmalıdır.
Tedavi olarak hafif olgularda kulak düzelene kadar dalmamak, yüzmemek, kulağı kuru tutmak ve bazen de ağrı kesici ilaçlar yeterli olurken; ağır durumlarda akıntı, kanama, zar yırtılması vb sözkonusu ise bir kulak burun boğaz uzmanına görünülmelidir.Böyle durumlarla karşılaşmamak için dalgıçlar sezon öncesi muayenesinde kulak kirleri varsa temizletmeli; kulak tıkacıyla dalmamalı, suyun kulaklarına rahatça girdiğinden emin olmalı ve hepsinden önemlisi dalış sırasında kulakta ağrı oluştuğunda hemen inişe son vermeli; ağrının geçtiği yere kadar yükselip kulak eşitlemesi yaparak dalmayı denemeli eğer başarılı olamıyor ve ağrı oluşuyorsa dalışa son vermelidir.

ORTA KULAK SIKIŞMASI:
Kulak barotravmalarının en sık rastlanan tipidir. Dalma sırasında artan dış basıncın östaki borusu ile orta kulağa hava gönderilerek karşılanamadığı; hızlı iniş, soğuk algınlığı, alerjik rinit gibi östaki borusunun şişen çevre dokulara bağlı tıkandığı durumlarda görülür. Önce kulakta dolgunluk hissi oluşur, daha sonra ağrı ortaya çıkar. Kulak zarında ödem, kanama oluşur. Eğer inişe devam edilirse zarda yırtılma meydana gelir. Yırtılma olunca daha önce de söylediğimiz gibi ağrıda bir azalma olur.
Fakat soğuk suyun girişine bağlı olarak baş dönmesi, yön duygusu bozukluğu, bulantı, kusma görülebilir. Bu durumda paniğe kapılmadan baş dönmesi geçinceye kadar bir miktar beklenir ve daha sonra kurallara uygun olarak yavaş bir şekilde çıkış yapılır. Tedavi olarak hafif durumlarda 3–7 gün kadar dalışa ara vermek yeterli iken, ağrı veya çınlaması şiddetli olan, kulakta kanaması olan veya zar yırtılmasından şüphelenilen durumlarda bir K.B.B uzmanına danışılmalıdır.Bu gibi durumlardan korunmak için iniş esnasında sık aralıklarla valsalva (ağız ve burun delikleri kapalı iken burundan hava vermeye çalışmak) manevrasıyla basınç dengelenmelidir.
Yoksa basınç farkı 120 cm H2O’ya çıkarsa östaki borusunda blok oluşur ve açılmaz. İniş esnasın da ağrı olduğunda inişe son vererek ağrının geçtiği yere kadar yükselip tekrar basınç dengelemesi yaparak dalınmalı eğer dengeleme yapılamıyor ve ağrı oluşuyorsa dalışa son verilmelidir. Tecrübeli dalgıçlar kulak eşitlemesini kulakta dolgunluk hissi oluşmadan ya da oluştuğu ilk anda yaparak bu problemi çözerler.

İÇ KULAK SIKIŞMASI:
Orta kulakta dengeleme yapmadan yapılan hızlı iniş ve dengeleme yapmak için yapılan şiddetli valsalva manevrası yol açar. Hızla yapılan iniş kulak zarı ve orta kulakta bulunan kemikçiklerin içeri çökmesi oval pencerenin de içeri çökmesi ve bu esnada yapılan şiddetli valsalva manevrası kafa içi basıncı artırarak oval veya yuvarlak pencereden perilenf (sıvı) fistülüne yol açabilir. Yuvarlak ve oval pencere rüptürü ani başlangıçlıdır ve yukarı çıkmakla geçmeyen şiddetli baş dönmesi, çınlama, kulakta dolgunluk hissi vardır. Duyusal sinirsel işitme kaybı oluşabilir. Aksi kanıtlanmadıkça baş dönmesi ve duyusal, sinirsel işitme kaybı iç kulak barotravmasını gösterir.
Tedavide yeniden dalıştan uzak durmalı ve K.B.B. uzmanına danışılmalıdır. Korunmak için hızlı iniş ve zorlu valsalva manevrasından kaçınmak ve kulağın dengelenmediği durumlarda yükselerek yeniden dengelemeye çalışmak ve iniş esnasında sık dengeleme yapmak gerekir.

ALTERNOBARİK VERTİGO : ( vertigo =baş dönmesi)
Genelde yükselme, seyrek olarak iniş sırasında oluşur.( konu bütünlüğü açısından burada anlatılmıştır.). Orta kulaktaki dengelenmemiş basınç farklılıkları iç kulakta yuvarlak pencereyi etkileyerek alternobarik vertigoya yol açarlar. Ani geçici baş dönmesi ve yön duygusu bozukluğu ile kendisini gösterir. Yükselme sırasında bir veya her iki kulakta basıncı eşitleme yetersizliğine ikincil olarak geliştiği sanılmaktadır. İnişte ise kuvvetli bir valsalva manevrası sonrası gelişir. Geçici bir durum olmasına karşın bazen yüzeye çıkıldıktan sonra bile ( hatta günlerce) devam edebilir. Dekonjestan ilaçlar yardımcıdır.Korunmak için yavaş bir dalış orta kulak basıncını eşitlerken alternobarik vertigoyu önler.

SİNÜS SIKIŞMASI :
Sinus boşluğunun burna açıldığı deliğin çevre dokusunun enfeksiyon ve allerjik nedenlere bağlı tıkanması sonucunda gelişir . Tıkanma nedeniyle basınç farkı dengelenemez; hem iniş hem de çıkışta ağrı ve kanama görülür. Hem iniş hem de çıkış sırasında çok şiddetli ağrı oluşabilir. Bu durum inişde gerçekleşmişse dalışa devam etmemelidir. Çıkışta ise yavaş yavaş çıkılarak ve bekleyerek ağrı azaltılabilir. Ancak ağrının önemli ölçüde azalması genellikle kanamayla birlikte iltihabi sekresyonların atılımına bağlı sinüs deliğinin açılmasıyla mümkün olur. Bu durumdan korunmak için sinüzit, soğuk algınlığı, gibi hastalıklara karşı koruma tedbirlerini almak ayrıca dekonjestan ilaçları kullanmak sayılabilir. Ayrıca çok şiddetli ağrısı ve durmayan kanaması olanların özellikle bir K.B.B. uzmanına görünmeleri gereklidir.

AKCİĞER SIKIŞMASI:
Akciğer sıkışması özellikle nefesle dalışlarda bazen de kazaya bağlı olarak istem dışı bir şekilde hızla derine inen dalgıçlarda da görülebilir. Rezidüel ciğer hacmi nefes alış veriş esnasında kullanılmayan hacimdir. İşte dalış esnasında bir kere reziduel hacme ulaşıldı mı; basınçta daha fazla bir artış göğüs kafesinde negatif bir basınca yol açar. Bu atardamar ve toplardamarlarda biriken kanla kompanse edilmeye çalışılır. Ancak basınç daha da artacak olursa akciğer dokusunda hasarlanma; ödem ve kanama olur.

22 Eylül 2007 Cumartesi

Dünyayı Şaşırttılar


Kuzey Kıbrıs üniversitelerinin sualtı fotoğrafçılığındaki gelişimi dünyayı şaşırtıyor....

Sualtı fotoğrafçılığı yalnızca ülkemizde değil, dünyada da genellikle kendi kendine öğrenilen, kişisel çabalarla gelişen bir alandır. Fotoğrafçılar bu alandaki eksiklerini bazı kurslarla gidermeye çalışır, gelişimi ise genellikle zamana bırakırlar. Bu nedenle ülkemizde de dünyada da kısıtlı sayıda “iyi” sualtı fotoğrafçısı ya da kameramanı bulunur.

Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya’da birer üniversite birkaç yıl önce Sualtı Fotoğrafçılığı ve Sualtı Kameramanlığını akademik bir ders konusu olarak görmüş ve buna yönelik dersler vermeye başlamış.

Bu üniversitelerle yaklaşık aynı zamanlarda akademik sualtı görüntüleme eğitimlerine KKTC’de Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde başladı.

KKTC Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ise iki yıl önce hem sualtı görüntüleme hem de sualtı arkeolojisi konularında akademik dersler açmaya başladı.

Doğu Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Sualtı Görüntüleme hakkında iki ayrı seçmeli ders veriliyor. 2001 yılında başlatılmış olan Temel Sualtı Fotoğrafçılığı ve İleri Sualtı Fotoğraf ve Video Teknikleri dersleri 3 kredili seçmeli ders niteliğinde. Temel Sualtı Fotoğrafçılığı dersini üniversitenin bütün bölümlerindeki öğrenciler seçmeli olarak alabiliyorlar. Bu dersi seçebilmek için tek koşul yüzme biliyor olmak.

Bu öğrencilere önce maske palet ve snorkel eğitimi veriliyor. Aletli Dalış eğitimini daha önce almış öğrenciler ise dersin pratiklerini tüple dalarak yapıyorlar. Öğrenciler sınıftan daha fazla deniz kıyısında ya da deniz içinde zaman harcıyor.

Notlarını da çektikleri fotoğraflardan ya da filmlerden alıyorlar.

Öğrenciler arasında uluslararası festivallerde birincilikler alan, dereceye girenler bulunuyor. İleri dersi alabilmek için ise uluslar arası geçerli bir aletli dalış (SCUBA) lisansı gerekiyor. Her dönem iki ders altı sınıfla açılıyor ve 180 kişilik kotası derslerin açıldığı ilk gün doluyor. Başarı gösteren öğrenciler de uluslararası bir başka sertifikaya (EUIFA - Avrupa Sualtı Görüntüleme Festivalleri Birliği www.euifa.org) daha sahip oluyor.

Ülkemizde de dünyada da sualtı fotoğrafçılarının yaş ortalaması 40’ın üstünde. Çünkü hem aletli dalış, hem de sualtı fotoğrafçılığı yüksek maliyet içeriyor. Bu nedenle genellikle üst düzey gelir grubuna yönelik olarak algılanıyor.

Öte yandan hem Doğu Akdeniz Üniversitesi hem de Uluslar arası Kıbrıs Üniversitesi bu alana ciddi yatırım yaptı.

Dolayısıyla 19 yaşında bir üniversite öğrencisinin koşullarıyla 40 yaşındaki bir işadamının koşulları eşitlenmiş oluyor. Her iki üniversitenin gelmiş olduğu nokta en çok bu alanda elli yıldır çalışan gelişmiş ülkelerin temsilcilerini şaşırtıyor.

EUIFA Başkan Yardımcısı ve Almanya Zariffa Festivali Başkanı Karl Heinz Wolf şunları söylüyor; “Almanya sualtı görüntüleme alanında önemli bir geçmişe sahip. Ancak şu ana kadar üniversitelerimizin bu alana yönelmemiş olmaları şaşırtıcı. Kıbrıs üniversitelerinin bu alandaki boşluğu görmüş ve adımlar atmış olmaları beni şaşırttı, hem de sevindirdi. Her sene bu ülkedeki sualtı festivallerine geliyor ve bu öğrencilerle birlikte dalış yapıyorum. Etrafımdaki bu gençlerle bildiklerimi paylaşıyorum”.

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesinde’de öğrenciler ayrıca seçmeli ders olarak “Sualtı Arkeolojisi” dersini de alma şanşına sahip. Sualtında çizim yapmayı, kaldırma balonu kullanmayı ve hava asansörüyle kazı yapmayı öğrenen öğrencilerden başarı gösterenler Türkiye’de yapılan sualtı kazı ve araştırmalarına ekip üyesi olarak katılıyor.

Bu eğitimleri yöneten Hakan Öniz şunları söylüyor;“her iki üniversite de bu alanlara önemli yatırımlar ve yaptı ve karşılıklarını alıyor. Kendi meslek alanlarının dışında başka kazanımlar ve uzmanlıklar elde eden öğrenciler, başarılarını hem derslerine hem de geleceklerine yansıtıyorlar. Daha iyi yetişmiş öğrenciler en iyi kazanımlarımız, öte yandan araştırma yapan ve bilim üreten merkezlerimiz de var. Örneğin Doğu Akdeniz Üniversitesi, Sualtı Görüntüleme ve Araştırma Merkezi adında bir merkezle hem KKTC hem de Türkiye’de çeşitli çalışmalar yürütüyor. Uluslar arası Kıbrıs Üniversitesi ise Sualtı Arkeoloji ve Görüntüleme merkezi adıyla bir merkez kurdu. Bunların dışında ülke içinde ve dışında çeşitli bilimsel aktiviteler, sempozyumlar ve festivaller düzenliyoruz”...

Virahaber.com

16 Eylül 2007 Pazar

Denizdeki Tehlikeli Canlılar

Denizdeki tehlikeli canlılar söz konusu edildiğinde, deniz ile ilgisi olsun olmasın hemen herkesin aklına ilk gelen köpekbalıkları olmaktadır. Bu hayvanlar gerek abartılan öyküler, haberler ve gerekse canavarlıkları konu alınarak hazırlanmış pek çok korku filmi yardımıyla, denizlerdeki dehşetin temsilcileri olmuşlardır. Konuya ilişkin bilgisi sınırlı olan milyonlarca insanda da köpekbalığı bir fobi olmuştur.

Sanıldığının tersine denizlerde, dalıcıların yaşamlarını tehlikeye düşüren olayların asıl sorumluları özellikle tropik denizlerde, boyca çok küçük olan deniz canlılarıdır. Bazı küçük zehirli balıklar, çeşitli küçük kabuklular, deniz kestaneler vb. gibi.

Denizde yaşayan türlerin ancak onbinde biri dalıcılar için tehlike kaynağı olabilir. Bugün dünya denizlerinde dolaşan 350’ den fazla değişik türdeki köpekbalıklarının insan için çok tehlikeli olabilecek tür sayısı 4’ tür. Ilıman iklim kuşağında yer alan ülkemiz denizlerinde, sıcak denizlere oranla tehlikeli sayılabilecek çok az deniz canlısı yaşamaktadır. Belkide bu açıdan bakıldığında denizlerimiz için dünyanın en güvenli denizleri denilebilir. Yinede dalıcıların kendilerine zararlı olabilecek deniz canlılarını bilmeleri ve gerekli önlemleri almaları dalışların güvenliğini arttıracaktır.

BOZCAMGÖZ
İngilizce adı; Buruntnose Sixgill Shark; Requin grie’ dir. Boyları 5 m' ye kadar ulaşabilen büyük köpek balıklarıdır. 6 çift solungaç yarığı ve sırtlarında bir yüzgeç bulunur. küçük gözlü olup, alt ve üst çenesindeki dişler değişiktirIlıman ve tropik kıyısal denizlere dağılan Bozcamgözlere, Ege ve Batı Akdeniz kıyılarımızda rastlanabilir. Yetişkinlerin çoğunlukla çok derin suları sevmelerine karşın, genç bireyler bazen sahillere yaklaşabilirler. Genellikle gündüzleri derinlerde geçirip geceleri avlanırlar. Yemek listelerinde pek çok çeşitte deniz canlısı bulunur (Diğer küçük köpekbalığı türleri, Vatozlar Mürekkep balıkları, çeşitli balıklar Yengeçler, Karidesler. Foklar gibi) az hareketli fakat güçlü yüzücülerdir.
Derin sularda yaşadıklarından, dalıcılarla pek karşılaşmazlar. Ürkütülmedikleri yada rahatsız edilmedikleri sürece saldıramadıkları bilinmektedir. Ancak küçük bireylerin zıpkınla vurulduklarında saldırdıkları görülmüştür.

Köpek Balıklarına Karşı Bazı Önlemler :
Asla yalnız dalmayanız. Yalnız dalıcılar, kalabalık bir gruba oranla daha büyük tehdit altındadır. Çok gerekmedikçe köpekbalıklarının olduğu bilinen yerlere dalmayınız. Dalış sırasında dalıcılarda herhangi bir nedenle oluşacak kesik yada yaralarla suya karışacak kan, köpekbalıklarını saldırıya yöneltebilir. Dalıcı bu gibi durumlarda hemen suyu terk etmelidir. Çok gerekmedikçe kanallar, körfez ağızları, akarsu ağızları gibi köpekbalıklarının bol bulunabileceği yerlerde ve yine bulanık görüş uzaklığının sınırlı olduğu bölgelerde dalmayınız. Eğer dalış sırasında çevrenizdeki balıklar birden bire düzensiz ve ürkekçe hareket etmeye başlayıp kaçışırlarsa suyu terk ediniz.

Dalış sırasında olabildiğince dikkat çekecek parlak cisimler taşımamaya özen gösteriniz ve sürekli çevrenizi gözleyiniz. Köpek balıklarının daha hareketli oldukları ve beslendikleri gece saatlerinde olabildiğince dalmaktan sakınınız. Karşılaştığınız köpekbalığının davranışlarını dikkatle izleyiniz. Köpekbalığının geçişini engelleyecek bir konumda kalmayınız. Eğer hayvan birden hareketlenir, önceki yüzüşünü değiştirirse hemen o bölgeden uzaklaşın yada suyu terk edin. Eğer büyük bir köpekbalığı görürseniz en kısa sürede suyu terk ediniz. Bu sırada hayvanın ilgisini çekmemek için olabildiğince sakin ve gürültüsüzce hareket ediniz. Su dışına çıkıncaya kadar köpekbalığını izlemeyi sürdürünüz. Zıpkınla vurulan balığın düzensiz hareketleri ve yaralarından suya karışan kan, köpekbalığını uyarabilir. Zıpkınlanmış balıkları yanınızda taşımayınız. En kısa sürede su dışına çıkarınız. Köpekbalığı ile karşılaştığınızda soğuk kanlı olup, paniğe kapılmayınız. Yapılacak bilinçsiz hareketler köpekbalığını uyarabileceği gibi çok ciddi dalış kazaları ve hastalıklarına sebep olabilir. Dalıcılar köpekbalıklarıyla karşılaştıklarında on!ar belli bir uzaklıkta tutabilecek ucu sivri 1-1,5 metre uzunluğunda tahta fiber yada metal sopalar taşımalıdırlar. Yeterli uzunluktaki zıpkın tüfeklerini de aynı amaçla kullanabilirler. Saldıracak gibi görünüyorsa da yaklaşan bir köpek balığına yapılacak en son iş onu zıpkınlamak yada bıçaklamak olmalıdır. Onu sizden uzakta tutacak bir cisim kullanmayı yeğleyiniz. Yaralanan köpekbalığı çok daha saldırganlaşacaktır. Köpekbalıklarıyla karşılaşıldığında eğer sahil yakındaysa doğrudan yüzeye çıkmak yeme dipten sahile yüzüp oradan çıkmak daha güvenlidir. Dalış kayalık bir yerde yapılıyorsa ve çevrede köpekbalıkları belirirlerse kayaların arasına girmek yararlı olabilir.
Köpekbalıklarının görme duyuları çok zayıftır. Buna karşılık koku alma ve su içindeki titreşimleri algılama duyuları çok gelişmiştir.

MÜREN
İngilizce adı Moray cel’ dir. Boyları 1.5 m.’ ye kadar uzayabilir. Görünüşleri yılanı andırır yanlarından yassılaşmıştır. Göğüs yüzgeçleri olmayan Mürenin kuvvetli çeneleri son derece keskin dişlerle kaplıdır. Genelde renkleri esmer olup üzerlerinde sarı lekeler bulunur.
Ege ve Akdeniz kıyılarında rastlanabilecek mürenler sanıldığı gibi saldırgan değildir. Kayaların içindeki oyuklarda yaşayan bu hayvanlara dikkat etmek gerekmektedir.

Yuvalarına el sokulmadıkça yada zıpkınlanmadıkça pek insanlara saldırmazlar. Koku alma duyusu çok gelişmiş olan mürenleri balıkadamların yanlarında taşıdıkları avlamış oldukları balıklarda uyarabilmektedir. Bir kez ısırdıkları zaman öldürünceye kadar çeneleri açılmayabilir. oldukça derin ve çok geç kapanan bir yara acarlar. Zehirli olmamakla birlikte ağızlarındaki çok çeşitli bakteriler nedeniyle ısırılan yer çoğunlukla iltihaplanır.
Kişinin duyarlılığına bağlı olarak durum ağırlaşabilir. Yara, sabunlu su ile yıkandıktan sonra kanama varsa durdurulmalıdır hasta en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir.

İSKORPİT
İngilizce adı Scorpion Fish’ tir. Rengi esmer kahverengi olup boyu 20 cm.’ yi pek geçmez. Özellikle sırt yüzgeçleri zehir içerir. Bütün denizlerimizde yaşamaktadırlar. Çok etkin bir zehir içermemekle birlikte dikenleri battığında kişinin duyarlılığına bağlı olarak, çok acı veren ve geç kapanan bir yara oluşmaktadır.
Bu durumda eğer diken yaranın içinde kırılıp kalmışsa çıkarılmalı yara sabunlu su ile yoksa amonyak ile yıkanmalıdır.


ÇARPAN BALIĞI
İngilizce adı Weever fish’ tir. Denizlerimizde üç türü yaşamaktadır, birbirine çok benzerler, vücutları yanlardan hafifçe yassılaşmış olup, gözler başın üzerinde yer alır Renk üst kısımlarda mavi-kırmızıda, kırmızı-gri’ ye değişmekte karın kısımlarında kirli beyaz olmaktadır. Göğüs ve özellikle sırt yüzgeçlerinin önde yer alan dikenlerinde çok etkin zehir içerirler. Boyları en çok 40 cm' dir. Çoğunlukla kendini kuma gömen bu balıkların, üzerlerine basıldığında yada çıplak elle tutulduğunda, dikenleri batmakta ve hemen çok şiddetli bir ağrı başlamaktadır. Yaranın çevresi kızarmakta ve şişmektedir.
Kişinin duyarlılığına bağı olarak, bulantı, kusma, adale seyirmesi, solunum zorluğu, kalp durması şok ve koma gibi çok ciddi olaylar olabilmektedir. İğnenin batması durumda, yara amonyak ile yıkanmalı ve zehirin yapısını bozabilmek için olabildiğince sıcak suya sokulmalıdır. Hasta en kısa zamanda en yakın sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Şişen yerlere buz ve alkol pansumanı yapılabilir.


VATOZ
İngilizce adı Thornback Ray’ dir. Genellikle kumlu diplerde yaşarlar. Görüntü olarak yassı ve koyu renkli olup, kalkan balığına benzerler. kuyruğunda zehirli dikenler mevcuttur. Zehirli dikeninin sokması halinde derhal şiddetli bir darbe gibi hissedilmekte ve dayanılmaz bir sancıya dönüşmektedir.
Kusma, terleme, karın ağrısı ve kalp çarpıntısına yol açmaktadır.
Eti zehirli ve tehlikelidir. İskorpit balığına uygulanan tedavi yöntemi uygulanmalıdır.


DENİZ ANASI
Bilindiği gibi Deniz Anası’ nın çok çeşitli türleri vardır. Özellikle yaşadıkları bölgelere ve okyanuslara göre boyları, renkleri ve zehir şiddetleri de değişmektedir. Bu canlılar, ölü olsalar bile dokundukları her cisme zehirini akıtırlar. Deniz anaları özellikle ısırdıkları veya dokundukları bölgelerde kaşıntı başlamakta ve daha sonra yerini acıya bırakmaktadır.
Denizanalarının tahribatlardan en önemlisi kırmızılaşma ile kana karışan zehirin miktarıyla ilgilidir. Öncelikle önemsiz bir kaşınma ve ovuşturma ile geçiştirildiği zannedilmektedir. Ancak aşırı dozda zehire maruz kalındığında diğer zehirlenmelerde olduğu gibi, nefes darlığı, bulantı, mide krampları görülmektedir.

Denizanasına temas ettiyseniz, sudan çıktıktan sonra o bölgeyi amonyaklı su ile silin. Ancak yaraya dokunmayın, ovuşturmayın ve kesinlikle de kaşımayın. Aksi halde zehirin yayılmasına ve daha kötü sonuçlara yol açabilirsiniz.


DENİZ KESTANESİ
Deniz kestanesi, genellikle kayalık ve temiz kumlu sularda ve diplerde yaşayan deniz canlılarındandır. Yapısı itibariyle top görünümünde olup, üstünde kısa, uzun ve düzgün aralıklarla sıralanmış uçları çok sivri iğnelere benzeyen dikenli bir deniz canlısıdır.
Denizde veya dipte farkına varmadan üzerine basıldığında veya herhangi bir yerinize sürtünmeden dolayı dikenleri batar ve kırılarak o bölgede kalır. Eğer bu dikenler hemen çıkarılmazsa zamanla o yerde şişkinlik oluşabilmektedir. Dikenleri çıkardıktan sonra o bölgeyi Alkol veya kolonya ile temizlemelisiniz. Aksi halde iltihap oluşmasına yol açabilirsiniz.

3 Eylül 2007 Pazartesi

Sualtı Bilim Kampı

TÜBİTAK Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı'nın organize ettiği 'Sualtı Bilim Kampı'nın ikinci gününde katılımcılar tüple ilk dalışlarını yaptı.TÜBİTAK'ın ilk kez düzenlediği kampa kabul edilen ve deniz bilimleri üzerine çalışmayı planlayan öğrencilerin sualtı performansları, eğitimci dalgıçlardan tam not aldı.

Mersin'in Taşucu Beldesi'nden Barbaros Koyu açıklarına tekneyle gelen katılımcılar, burada eğitmen dalgıçlardan su altı ekipmanlarından tüp, yüzerlik denge yeleği olan BC ve su altı saati hakkında bilgiler aldı.Eğitmen rehber ve balık adam Ercan Zeybek, katılımcılara sualtında tüplü ve tüpsüz, maskeli ve maskesiz nefes çalışması yaptırıldığını söyledi.

Zeybek, maksimum 4 metre derinlikte ve 40'ar dakika süreyle iki dalış gerçekleştirildiğini dile getirdi. Dörder kişiden oluşan beş grupla, tüple nefes almayı sağlayan hava kaynağının sualtında bırakılıp tekrar bulunması, yedek hava kaynağı ile yer değiştirilmesi çalışmalarının yapıldığını aktaran Zeybek, maske tahliyesi, kulak eşitleme pratiklerinin de yapıldığını aktardı.

Zeybek, katılımcıların ilk tüplü dalışlarını "çok başarılı" olarak niteledi. Bilim ve teknik yazarı, eğitmen dalgıç Bülent Gözcelioğlu da dalışın yapıldığı Barbaros Koyu'nun güvenli olduğu için seçildiğini belirterek, bir başka tercih nedeninin, eğitim sırasında bölgede az miktarda deniz canlısına zarar verilmemesi olduğunu söyledi.

1 Eylül 2007 Cumartesi

Kule Dalışı

Kule sözcüğü fransızca " couler " fiilinden gelir ve akmak anlamını taşır. Çok incelik ve teknik beceri gerektirmesine rağmen balığa en doğal yaklaşma şeklidir. Variasyonları yok denecek kadar azdır ve diğer tekniklere göre çok sadedir. Kule avcılığının temelinde, su içinde hareket etme şekliniz ve bu konudaki beceriniz yatar.

Amaç, atış yapmadan önce, avınıza mümkün olduğu kadar yaklaşmaktır. Balıklar, meraklı canlılardır, tedirgin veya stres altında değillerse, onlara yaklaşabilirsiniz. Stres altında balıklar, yavaşça uzaklaşmak ile aniden kaybolmak arasında çeşitli davranış biçimleri gösterirler. Bu davranışları, ne kadar etkilendikleri ile orantılıdır. O halde, avınızı tedirgin etmeden yaklaşabilmeyi başarmalısınız. Bunun için gerekli olan şartları gözden geçirelim.



Öncelikle, efektif bir kule, palet vuruşlarının sona erdirilip, negatif yüzerliğe geçtikten sonraki düşüş veya " akış " ile başlar. Bu andan itibaren, paletlerinizi sadece hafif yön değişiklikleri için hareket ettirmelisiniz. Ağırlık hesabı ve ayarı çok önemlidir. Avlanacağınız derinliği önceden belirleyin ve kemerinizi ona göre ayarlayın. Örneğin, 10 metrelerde avlanacaksanız, ilk 5 - 6 metrelerde nötr yüzerlikte olacak şekilde yüklenin. Kule avcılığında değişken ağırlık kullanılabilir ancak, tavsiye edilmez. Özellikle, kule için inildiğinde, avınız uzaklaşmış ise, bu hareketi, iyi bir agaşon ile devam ettirebilirsiniz. Eğer değişken ağırlık kullanmış iseniz, elinizden bırakırken çıkacak sesler, balığı ürkütebilir.



Başarılı bir kule gerçekleştirebilmek için, başlangıcından sonuna kadar her safhasının da başarı ile uygulanması gerekir.

Satıhta, yüzünüz aşağı dönük pozisyonda, tamamen gevşemek ve konsantre olabilmek için, 3 - 4 dakika diyafram soluması yapın ve ritmi düşürün.

Ciğerlerinizi, diyaframdan başlayarak göğüs kafesi ve omuzlarla sonuçlandıracağınız standart bir teknikle tam olarak doldurun.


Nefesinizi gırtlağınız ile tutun. Yeni başlayanların sıkça yaptıkları bir hata olan, diyaframdan nefes tutmak, oksijen tüketimini çok arttırır. Diyafram, oldukça büyük bir kastır ve fazlaca oksijen tüketir.


Snorkeli ağzınızdan atın.

Mükemmel bir ördek dalışı gerçekleştirin.

İlk metreleri sağlam palet vuruşları ile geçin. Sessizlik, bütün av tekniklerinde olduğu gibi kule tekniğinde de ana kuraldır. Bu nedenle, palet vurmayı, negatif olduğunuz anda kesin.


İnişiniz sırasında, ani hareketler yapmayın. Vücudunuzu ve hareketlerinizi, dışarıdan seyrediyormuş gibi görmeye çalışın ve hatalarınızı düzeltin.

Kule avcılığı için, uzun tüfek gerekir. 100 cm. tüfek boyu, uzun kelebekli 6.5 mm şiş ve kuvvetli lastik kullanın, tüfeğinizde, dalış derinliğinizin % 30 fazlası kadar iple birlikte, makara bulundurun.


Tüfek taşımak, önemli bir detaydır. İnişte, tüfeği, vücudun bir uzantısı gibi ilerde tutmak, hidrodinami açısından avantaj getirir, ancak, uzantılar, özellikle, doğal ortama uymayan malzemeden yapılmışsa, balıklar tarafından tehdit olarak algılanır. Tüfeğinizi, kolunuz geride, kabzasından tutarak, vücudunuza yapışık ve yanında gizleyerek taşırsanız, hidrodinami kaybedersiniz ancak, balıklar daha az tedirgin olurlar. Bu konuda seçiminizi, dip yapısı, av bölgesinin bakirliği ve balıkların genel davranışlarına göre siz belirleyeceksiniz.


Kulak eşitlemek için kullandığınız elinizle, bakışlarınızı biraz gizleyin. Bu konu tartışmaya açıksa da, avcı bakışının avı tedirgin ettiği olasıdır. Uygulamakta artılar olabilir.

Eğer tüfeğinizi yanınzda taşımışsanız, atış menziline girerken çok ağır hareket ederek, pozisyona girin. Son metrelerde, tüfeği yavaşça ileri uzatın.


Avınız halen rahat ve hareketsiz ise tetiği kararlılıkla çekin.


Tekniğiniz geliştikçe, avcılık başarınız artacaktır. Unutmayın ki, su altı avcılığı, çok antrenman ve deneyim gerektirir, bunun başka yolu yoktur. Şampiyonlar, senenin 300 gününü suda geçirmektedirler. Okuduklarınızı, anlayarak ve uygulayarak çalışın. İlk denemelerin başarılı olması ancak şanstır, ancak zaman içinde ilerleyecek ve su altı avcılığının keyfine varacaksınız.

Jak Boeno

29 Ağustos 2007 Çarşamba

Serçe Limanı Batığı



Serçe Limanından çıkarılan onbirinci yüzyıl batığı bu gün Bodrum Müzesi'nde teşhir ediliyor. Teknenin uzunluğu 15 eni ise 5 metredir.
Serçe Limanı gemisi, önce iskeletin çatıldığı modern gemi yapım tekniğinin tarihlenmiş en eski örneğini oluşturmaktadır. Teknenin bir kutuyu andıran düz tabanlı ,veya karinalı yapısı, akarsular dahil her türlü sığ sularda seyir yapabilmesini sağlıyordu.
Gemi, sayıları yüzü aşkın iri çakıl taşlarından oluşan, toplam iki ton ağırlığında safra taşımaktaydı.

Serçe Limanı batığı kazısı 1977 ile 1979 yılları arasında gerçekleşti Araştırma ekibi için sahilde kamp kurulurken, batık üzerine de dalış platformu olarak şatımız demirlendi.

Gemiyi daha sonra Bodrum Müzesinde biraraya getirebilmemiz için geminin ahşap kısımları deniz dibinde detaylı bir şekilde işaretlendi, ölçüldü ve plana geçirildi.

Cam Batığı olarakta bilinin Serçe Limanı kazısından 80 kadar sağlam cam eserin yanında bir milyonun üstünde kırık cam parçası çıkarıldı. Bu inanılmaz bulmacayı çözebilmek için uzmanlarımız yıllarca uğraştılar.. (fade into music)

Serçe Limanı batığının ana yükünü 3 tondan fazla olan kırık, hurda camlar oluşturuyordu. Bunlar muhtemelen Doğu Akdeniz'deki bir cam fabrikasının artıkları olarak daha az yer tutsun diye mahsus kırılarak gemiye yüklenmişti.

Bodrum Müzesinde sergilenmekte olan birbirinden güzel birçok cam eser, uzmanlarımızın yıllar süren çalışmaları sonucu bu hurdaların arasındaki yüzlerce cam parçanın birleştirilmesiyle sağlandı.

18 Ağustos 2007 Cumartesi

Scuba Diving


Scuba diving is swimming underwater while using self-contained breathing equipment.

By carrying a source of compressed air, the scuba diver is able to stay underwater longer than with the simple breath-holding techniques used in Snorkeling and Free-diving, and is not hindered by air-lines to a remote air source.
The scuba diver typically swims underwater by using fins attached to the feet. However, some divers also move around with the assistance of a DPV (Diver Propulsion Vehicle), commonly referred to as a "scooter", or by using surface-tethered devices called sleds, which are pulled by a boat.

The term SCUBA arose during World War II and originally referred to USA combat frogmen's oxygen rebreathers, developed by Dr. Christian Lambertsen for underwater warfare.
Today, scuba typically usually refers to the in-line open-circuit equipment, developed by Emile Gagnan and Jacques-Yves Cousteau, in which compressed gas (usually air) is inhaled from a tank and then exhaled into the water. However, rebreathers (both semi-closed circuit and closed circuit) are also self-contained systems (as opposed to surface-supplied systems) and are therefore classified as scuba.

Although the word '
SCUBA' is an acronym for "Self Contained Underwater Breathing Apparatus", it has also become acceptable to refer to scuba as 'scuba equipment' or 'scuba apparatus'—an example of the linguistic RAS syndrome.

14 Ağustos 2007 Salı

Dalış İşaretleri

İnsanlar birbirleriyle iletişim kurmak için konuşurlar. Sualtında konuşarak anlaşmak normal şartlarda mümkün değildir. Fakat, dalıcıların güvenliklerinin sağlanması, dalış planının eksiksiz gerçekleştirilmesi hepsinden önemlisi sorunlarını net ve anlaşılır bir şekilde bir birlerine aktarmaları için iletişim kurmaya ihtiyaçları vardır. Bu nedenle basit el işaretleri kullanırlar.CMAS Uluslararası Dalış İşaretleri :

CMAS uluslararası dalış işaretleri iki gruba ayrılır.

Zorunlu dalış işaretleri ve eğitimde kullanılan zorunlu olmayan dalış işaretleri.

İŞARET VERMEDEN ÖNCE İŞARET VERCEĞİNİZ KİŞİNİN DİKKATİNİ ÇEKMELİSİNİZ.


Zorunlu İşaretler :

Sualtında her hangi bir nedenle algılamada güçlük
ya da bilinç kaybı görülebilir. Bu durumun hızla anlaşılması amacıyla önemli işaretlere yanıt zorunluluğu getirilmiştir. Bu işaretlere yanıt alınamadığı durumlar, dalıcının bir sorunu olduğu şeklinde yorumlanmalı ve buna göre girişimde bulunulmalıdır.







Zorunlu Olmayan Dalış İşaretleri :

Zorunlu işaretlerin yanı sıra sadece bilgilendirme amaçlı işaretlere da zorunlu olmayan işaretler denir.











Gece Dalış İşaretleri :











Eğitimde Kullanılacak Yardımcı İşaretler :
Kurs boyunca pratik çalışmalarda kullanılacak bir takım eğitim işaretleri de mevcuttur. Farklı dalış sistemlerinde değişik şekilde kullanılan bu işaretlerin CMAS standartları yoktur.





İşaretlere Yanıt Verilmesinin Önemi :
Bütün işaretler açık, kesin ve öğretildiği gibi verilmeli ve işareti alan dalıcı tarafından de aynı açıklık, kesinlik ve doğrulukta yanıtlanmalıdır. Açık ve kesin olmayan veya değiştirilerek verilen işaretler iletişimde karışıklığa ve tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle dalıcı, dalış sırasında arkadaşına derdini anlatabileceğinden ve arkadaşının anlatmak istediğini anlayabileceğinden emin olmalıdır.


Dalış öncesi konuşması (brifing) sırasında işaretlerin tekrar edilmesi dalış esnasında meydana gelebilecek anlaşmazlıkları ortadan kaldıracaktır.



Dalış Bayrağı :
Genellikle dalış için güzel olan bölgeler diğer denizciler için de uygun yerlerdir. Sualtındayken bir tekne kaptanın sizi görmesi imkansızdır. Dalış emniyeti açısından daldığımız yeri belirtmek amacıyla dalış şamandırası kullanmalısınız.


Eğer tekne dalışı yapıyorsanız, dalış bayrağını teknenin direğine veya radyo anten direğine toka etmelisiniz. Yasalara göre dalıcı şamandıradan 15 m. uzaklaşabilir.
Seyir halindeki teknelerde 30 ila 60 m. uzağından geçmelidirler.
Uluslar arası bayrak kodu A (alfa) olan dalış bayrağı sadece dalıcılar suda olduğu zaman kullanılır. Dalıcılar sudan çıkınca bayrak yerinden alınır.

12 Ağustos 2007 Pazar

Kadınlar ve Dalış

Kadınların dalışa olan ilgisi son dönemlerde önemli bir artış göstermektedir. Bu nedenle Sağlık bölümümüzde "Kadınlar ve Dalış" konusunda çeşitli bilgilere yer vermemizin yararlı olacağını düşündük.

Hamilelik ve Dalış :
Hamilelik ve Dalış arasındaki ilişki insanların en çok merak ettikleri konuların başında gelmektedir. Bu konuda en çabuk verilebilecek cevap "Lütfen hamileyken dalmayınız!" olmaktadır. Hiperbarik basıncın cenin'e zarar verdiği yönünde tıbbi kayıtlarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bazı karbon monoksit zehirlenmesi sebiyle HBO tedavisi gören hamile hastalarda cenin'in herhangi bir ters etkiye maruz kalmadığına rastlanmış olsa da, cenin'in kendisini koruyacak ve basınç sebebiyle oluşacak baloncukları, bir yetişkin gibi, filtre edecek akciğerlere sahip olmadığı unutulmamalıdır.

Adet Dönemi :
Adet dönemi sendromu adet döneminde ve öncesindeki meydana gelen hormonal değişikliklerle ilişkilendirilen hastalık benzeri semptomlardır. Bu semptomları şiddetli olması durumunda, adet dönemi sendromu ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ruhsal yapı değişiklikler ve anti-sosyal davranışlar, bir dalış teknesindeki dalgıç etkileşiminde ve dalış yapılan buddy ile olan ilişkilerde problemler ortaya çıkmasına sebep olabilir. Adet döneminin sendromunun şiddeti dalgıç yaşlandıkça östrojen dalgalanmalarının artması nedeniyle daha da artacaktır. Bu konuda hormonal dengeleyiciler işe yaramaktadır.

Emzirme :
Bebek emziren dalgıçlar anne sütünde bulunan nitrojen baloncuklarının bebeklerine zararlı olacağı konusunda bir kaygı duymaktadırlar. Bu konu nitrojenin göğüs bezlerinde bulunan anne sütünde baloncuklar oluşturmaması sebebiyle kaygı duyulmaması gereken bir konudur. Bunun yanısıra anne sütünde baloncuklar içinde nitrojen bulunsa bile, bunun bebeğe bir zararı olmazdı. Mikroskobik parçacıklar halinde de olsa bu baloncukların yutulmasının bebek açısından herhangi bir yönden zararlı olması,yutulan parçacıkların zaten gazın halihazırda belirgin bir özellik olarak yer aldığı mide ve bağırsak bölgesine gitmesi sebebiyle, olası değildir.
Bebeğin birkaç saat emzirilememesi sonucu, dalış gezilerinde göğüslerde aşırı şişkinlik oluşabilir. Bu şişkinlik sıkıca vücuda oturan dalış elbiseleri içinde rahatsızlığa yol açabilir. Bu konuda hazırlıklı olmakta fayda vardır. Dalış sırasındaki basınç değişikliklerinden bu şişkinlik sebebiyle etkilenmeniz olası değildir. Bu konuda göğüs pompası kullanabilir ve bebek için gerekli olan sütü sağıp, soğuk ortamda saklayabilirsiniz.
Sonuç olarak 1998 yılındaki Tıp seminerlerinde, Dr. Maida Taylor, dalış ve emzirme dolayısıyla yüksek enerji harcanması ve dalma nedeniyle oluşan dehidrasyon sebebiyle anne sütü miktarında azalma olabileceği konusunda şüpheler olduğunu açıklamıştır. Böyle bir durumla karşılaşılabileceği için anne bir pediatrist onaylanmış bazı ek hazırlıkları yanında bulundurmalıdır. Bu bağlamda, bebek sütten kesilinceye kadar dalışları ertelemek mantıklı olabilir.

Daha detaylı bilgi için lütfen scubadoc sitesini ziyaret ediniz.

Gelidonya Batığı Kazısı


Sualtı Arkeolojisinin doğuşu bundan 40 yıl önce Bodrum'da olmuştur. Bundan önceki tarihlerde de deniz dibinden eserler çıkarılmış, batıklar üzerinde incelemeler yapılmıştı, ama bildiğimiz şekilde, bilimsel anlamda ilk sualtı kazısı Türkiye'de gerçekleşmiştir.
Her şey Amerikalı gazeteci ve amatör arkeolog Peter Throckmorton'un 1958 yılında Bodrum'a gelmesi ile başladı. Throckmorton'un arzusu Bodrumlu süngercilerle ilgili bir belgesel yapmaktı. Çekimler için tanıştığı İzmir'li fotoğrafçı Mustafa Kapkın ile beraber Bodrum'a geldi ve süngerci Kemal Aras ile tanıştı. Kısa zamanda gerek Kemal Aras'tan ve gerekse yöredeki diğer süngercilerden yüzün üstünde batığın yerini öğrendi.
Bu batıklardan bir tanesi Antalya yakınlarındaki Gelidonya yöresinde bulunan bir bakır külçe yüklü gemi kalıntısıydı. Batığa dalan bir süngercinin tunç bıçak ve tarım aletleri çıkardığını belirtmesi üzerine Peter bu geminin Tunç Devri'nden kalmış olabileceğini tahmin etti.
O yıl gemiyi ziyaret edemeden Amerika'ya döndü.Throckmorton 1959 yılında tekrar Türkiye'ye geldi ve Gelidonya'daki batığa dalış yaptı. Yanılmamıştı; batık Tunç Devri dönemine aitti ve 3200 yıllık geçmişiyle o tarihe kadar tespit edilen en eski gemiydi.
Bu batık mutlaka kazılmalıydı; gemi üzerinde yapılacak araştırmalardan tarihin önemli bir dilimi olan Tunç Devri ile ilgili çok kıymetli bilgiler elde edilebilirdi. Ama yardıma ve paraya ihtiyacı vardı. Muhtemel bir sponsorun ilgisini uyandırmak, destek bulmak için Amerika'ya döndü. Bulduğu yardım, sualtı araştırmalarının yönünü değiştirdi.
Yeni bir bilim dalı kurulmak üzereydi: Sualtı Arkeolojisi.
Bir kaç girişimden sonra beklediği ilgiyi ve desteği buldu: O zamanlar Gordion'da kazı yapmakta olan Pennsylvania Üniversitesi Müzesi Müdürü Rodney Young yardım elini uzattı. Hatta sadece maddi yardımla kalmadı, arkeolojik destek içinde yanındaki başarılı öğrencilerinden George Bass'ı kazıyı bizzat yönetmek için görevlendirdi.
1960 yılının ilkbaharında Throckmorton ile Bass Türkiye'nin yolunu tuttu. Geç Tunç Devri'ne ait olduğu anlaşılan Gelidonya Batığı 1960 yılının Haziran ile Eylül ayları arasında gerçekleştirildi. 26 ile 28 metre derinlikleri arasında olan batığın üzerine bir süngerci teknesi olan Lütfu Celil demirlendi. Ekip kazı yerinden tekneyle bir saat mesafedeki sahilde kamp kurdular. Kamp yerinin en büyük özelliği gerek günlük kullanım gerekse çıkacak eserlerin tuzdan arındırılması için gereken tatlı su kaynağına sahip olmasıydı.
Dalış planları hazırlandı: Ekip sabahları 40, öğleden sonra ki dalışlarda ise 28 dakika suyun altında çalışacaklardı. Ekibin ilk görevi alanın özenli bir haritasını çıkartmaktı. Alanın bütün bölümleri kayıt edilkdikten ve buluntular tanımlayıcı bilgilerle etiketlendikten sonra eserler dikkatle çıkarılarak kampın olduğu sahile konservasyon ve kayıt için taşınıyordu. Bulguların bütününün her bir parçasını tek tek ele alıp alt alta sıralarsak şunu biliyoruz ki, yaklaşık M.Ö. 1200'de, 19-20 metre uzunluğunda bir ticaret gemisi Gelidonya Burnu açıklarında batmıştır.
Uğradığı son liman, 1 ton maden yükü aldığı Kıbrıs olmuştur. Yük, baştan kıça kadar istiflenerek depolanmış öküz gönü biçiminde bakır külçelerden oluşmaktadır. Sepetler dolusu hurda külçe, mekânın izin verdiği yere, muhtemelen istifleri daha sıkı tutma amacıyla doldurulmuştur. Gemide ayrıca Kıbrıs'tan sonraki bir limanda yüklendiği sanılan kalay külçeler, kurşun döküntüler ve işlenmemiş kristal parçaları bulunmuştur.
Yükün içinde boncuk kavanozları, ticareti yapılan baharatlar bulunduğuna inanılan kavanozlar ve gariptir, bir de bilezik vardır.Bütün belirtiler, mürettebatın geceleri ışık sağlamak için Suriye-Filistin tarzı tek bir lambayla idare ettiğine işaret etmektedir. Mürettebatın zeytin ile balık yediğini ve gemide su ile şarap stokları bulunduğunu biliyoruz. Hem mührünün hem de mallarının gösterdiği gibi, gemide Suriye kökenli bir tacirin olması olasıdır.
Ağırlık dizilerinin çeşitliliği, geminin Mısır, Suriye, Filistin, Kıbrıs, Truva ve Hitit İmparatorluğu, Girit ve Yunanistan sınırları içinde, muhtemelen yine Suriyeli tacirler aracılığıyla ticaret yapmasına izin verilmiş olduğunu göstermektedir. Sanayi tipi kalayın ilk bilinen örneği olan, hurda külçe sepetleri ve çeşitli maden işleme araçları, tacirin üretim yapan bir hırdavatçı olduğuna işaret etmektedir. Kargodaki tunç araçların çoğu, gemi battığında zaten kırılmış durumda olduğuna göre, hurda maden yeniden işleniyor olsa gerektir.
Bütün kanıtlar, geminin, bir Suriye-Filistin limanından gelen, içinde Suriyeli bir tacirle birlikte seyreden erken dönem bir Fenike ticaret gemisi olduğu yönündedir. Bu nihai karar, Fenikeliler'in Geç Tunç Devri döneminde Grekler'in deniz ticareti tekelini henüz kıramamış olduklarını öne süren daha önceki yanlış fikri değiştirmiştir.
denizinsesi.com

Dalış Tarihi


Birçok kişinin tahmininin aksine dalış aslında genç bir endüstridir. Malzemelerdeki ilk icatlar ve ürünler, eğitimdeki ilk sistemler rekorlar ve kişişel rekorlar son 60 yıl içinde olmuştur. Buna rağmen dalış belli bir formasyonun içinde kalmıştır ve gelecek 100 yılda da öyle olacaktır.

İlk sualtı fotoğrafını kimin çektiğini biliyormusunuz? Ne zaman çekildiği hakkında bir fikriniz varmı? Cevap muhtemelen sizin için sürpriz olacaktır. Tüplü dalış araştırmaları için bir tekneyi ilk kim yapıp, donatmış ve onunla araştırmalara çıkmıştır. Dikkat edin bu konuda bir çok kişi yanlış cevap vermiştir. Bu yazıyı okuduğunuzda bütün bunlar ve sualtı endüstirisindeki diğer ilkleri bulacaksınız. Ayrıca ne kadar kısa bir zamanda nerelerden nerelere geldiğimizi göreceksiniz ; Daha sonra ise dalış sporunun nerelere kadar ulaşabileceğini şöyle bir hayal edin hayal edin.

1878 yılında Henry Fleuss dalgıçlar tarafından kullanılabilecek ilk pratik solunum cihazını icat etmiştir. Sistem kapalı devre prensibi ile çalışmaktaydı.

1880 de fransız fizyolojist Paul Bert basınç altında solunum yapma ile ilgili öncü çalışmasını tamamlamıştır. Derin su dalgıçlarının karşılaştığı problemi “dekompresyon hastalığı” olarak tanımlamış ve kana karışan azot gazının meydana getirdiği kabarcıkların sebep olduğunu iddia etmiştir. Aynı zamanda oksijenin basınç altında toksit özelliği gösterdiğini söylemiştir.

1893 te Louis Boutan ilk kez fotoğraf makinasını sualtında resim çekecek hale getirmiş ve ilk sualtı resimlerini çekmiştir. Aynı zamanda ilk sualtı flaşını icat etmiş, ve 1899 yılında flaş kullanarak ilk sualtı resimlerini çekmiştir.Daha sonra ilk sualtında fotoğrafçılıkla ilgili kitabı yazmıştır. “ La Photographie Sous-Marine “1905 te Amerikan bahriyesi ilk dalış kitabını yayınlamıştır. “Handbook for Seaman Gunners”. Kitap malzeme resimleri içeren yedi açıklayıcı bölüme sahipti.

1908 de John Scott Haldane, eriyik haldeki azot gazının kabarcık haline dönüşerek dekompresyon hastalığı meydana getirdiğini onaylamıştır. Haldane dalgıçların bu hastalıktan “ the bends” korunması için dekompresyon beklemesi ile ilgili kurallar yaratmıştır. Bu bilgiler ilk dalış tabloları yapılırken kullanılmıştır.

1909 da Almanların Drager’i dalış marketine girmiş ve 1911 de oksijen kapalı devresini yapmıştır.

1917 de Drager Nitrox kapalı devresini 40 metre limiti ile piyasaya sunmuştur.

1920 de Tokyo’lu mühendis Watanabe Riichi, Ohgushi’nin eşşiz gazmaskesi adı altında , solunum maskesi satışına başlamıştır; cihaz dalıcının sırtında baş aşağı asılı taşınan tüplerle çalışıyordu. Cihaz Japon bahriyesinde kullanılmaya başlandı.

1923 te W.H.Longley Amerikada, Dry Tortugas ta, ilk renkli sualtı fotoğrafını çekmiştir. Longley ve Charles Martin harici ışık ve magnezyum flaş kullanarak karada ilk renkli fotoğrafı 3 yıl sonra çekmişlerdir.

1925 yılında Yves Le Prieur dalgıçların hava akışını manual olarak kontrol edebildikleri ilk sırtta taşınabilen tüple regülatörü icat etmiştir.Bu alet 1934 yılında full maske ile birleştirilerek son halini almıştır. Le Prieur bir çok kişiye havuzda dalmasını eğlence amaçlı olarak öğretmiştir. Acaba kendisi ne ilk sualtı eğitmeni diyebilirmiyiz ?

1932 de William Beebe mühendis Otis Barton ile beraber ilk sualtı batiskapını yapmıştır. Yüzeyden bir kablo ile sarkıtılan çift kişilik çelik küre, Bermuda kıyılarında 661 metre derinliğe indirilmiştir. Çiftin okyanusun derinliklerinde ilk görüp, tanımladıkları ve fotoğrafını çektikleri cisim organik olarak ışık saçan okyanus canlıları idi.Beebe keşfettiklerini 1934 te yayınladığı yarım mil aşağıda “Half Mile Down” adlı kitabında yazmıştır.

1938 de Amerikalı Gilpatric ilk sualtı kitabını yazmıştır.

1933 te Fransız Louis De Corlieru yüzme pervaneleri ile ilgili ilk patendini almıştır, daha sonra birçokları buna yüzme paleti demiş ve amerikan patendi için sıraya girmişlerdir.

1938 de Amerikalı Gilpatric “The Compleat Goggler “ adlı kitabını yazdı, bu kitap ilk sportif dalış kitabı olarak büyük bir ilgi gördü.

1939 da Hans Hass sualtında zıpkınla ve fotoğraf makinası ile avlanma isimli, dünyadaki ikinci sualtı kitabını yayınlamıştır. Fotoğraf çekme ile serbest dalışı karşılaştıran ilk kitaptı. Takip eden yıllarda ilk serbest dalışla sualtı filmini çeken kişi olmuştur. Adı da Stalking Underwater.

1942 de Hans, Sea Devil isimli tekneyi sualtı araştırmaları için donatmış ve Kızıldeniz ile Avusturalya’nın Büyük bariyer reeflerinde tüple dalış yapan ilk insan olmuştur.

1942 de Jacques Cousteau, 18 metrede “ Par Dix-Huit Metres De Found “ isimli ilk sualtı filmini çekmiştir. Film tüp kullanmadan nefesle dalışlar yaparak çekilmiştir. Cousteau, Air Liquide de (L’Air Liquide et Cie) mühendis olarak çalışan Emile Gagnan ile tanışmış ve 1943 te ilk kullanılabilir açık devre sualtı solunum cihazını, Aqualung’u icat etmişlerdir. Fransızcada su ciğeri demekti.Cousteau oğulları Philippe ve Jean-Michel’le birlikte bu cihazın prototipinin de denemesini yapmıştır. Bu Cousteau ailesini, dalış seyehatinin güzel bir aile gezisi olduğunu keşfeden ilk aile yapmıştır.

1948 de Emile Gagnan denetiminde Canada’da Aqualung üretimine başlandı.Aynı yıl Rene Bussoz gözetiminde Arnie Post Aqualung cihazını New York’taki yüzme havuzunda test etti. Birçok kişi onun Aqualung cihazını kullanan ilk Amerikalı olduğunu söyler.Takip eden yıl Cousteau, Bussoz ve diğer birkaç kişi, Point Dume, Malibu ve California’ya yaptıkları dalış gezisinde Aqualung cihazıyla ilk açık deniz dalışlarını yapmışlardır.

1950 de Dick Anderson U.S.Divers firmasında ilk aqualung eğitmeni oldu. Firmada laboratuvar görevlisi olarak işe başladı fakat mekanik tamir becerisi onu cihazların bakım görevlisi yaptı. Eğitmen olarak ta insanlara bu cihazın nasıl kuşanılacağını, sualtında nasıl nefes alınacağını, maskeden suyun tahliyesini ve ağızlığın ağızdan çıkarılıp tekrar alınmasını öğretiyordu. Muhtemelen ilk Discover Scuba programını yapıyorlardı.

1951 de Scripps Oceanopraphic enstitüsünde bilim adamı olarak çalışan Conrad Limbaugh ilk sivillere yönelik dalış kursunu organize etti. Bu program daha sonra 1954 te Al Tillman ve Bev Morgan tarafından düzenlenen ve ilk scuba sertifikası verilen Los Angeles şehri dalış programı nın temelini oluşturdu. Bir söylentiye göre Limbaught ilk bilimsel, dalışta emniyet adlı kitabı yazdı ve standartları meydana getirdi ki halen bu standartlar geçerliğini korumaktadır.

1953 te Cousteau ve Frederick Dumas, Cousteau’nun ilk ingilizce sualtı kitabını Amerikada yayınladılar. “Sessiz Dünya“. Aynı zamanda 1953 te U.S.Divers firması ilk sualtı malzeme kataloğunu çıkardı, içinde Dr. Hugh Bradner in icat ettiği ilk neopren elbise tanıtılıyordu.

1954 te E.R. Cross Underwater Safety isimli Amerika’nın ilk modern dalış kitabını yayınladı ve Dottie Frazier ilk kadın sualtı eğitmeni oldu. Uzun bir serbest dalış hayatından sonra, Frazier aletli dalışı eğitmenlik kursunda öğrendi. Aynı yıl Amerikalı Zale Parry 61 metreyi geçen ilk kadın dalgıç oldu. Kaliforniya da Catalina adasında bu derinliği 64 metreye kadar çıkardı.

Yine 1954 te Frank Scalli YMCA için scuba eğitimi programını yazdı ve kolejlerle üniversitelere bu programı tanıttı. İlk eğitimlerini de Harward üniversitesi, Massachusetts teknoloji enstitüsünde, Amerikan askeri akademisinde ve Amerikan denizcilik akademisinde verdi. YMCA Scali’nin çalışmalarını temel alarak ilk ulusal dalıcı eğitimi ve sertifikalandırılması programını sundu.

1955 te John Steel Dünyada sualtında resim yapan ilk sanatçı oldu ve Skin Diver dergisinin kapak resmini sualtında yaptı.

1956 da Ted Nixon kırmızı beyaz dalış bayrağını tanıttı. Bir yıl sonra Fredrick Dumas denge yeleğini ( BC ) icat etti.

1957 de Bob Soto Grand Cayman adasında ilk full servis dalış operasyonu merkezini açtı; Bob Soto’s diving Ltd. 1959 da Monaco da CMAS kuruldu; Confederation Mondiale Des Activities Subaquatiques. Bir yıl sonra Al Tillman ve Neal Hess NAUI yi, Underwater Society of Amerika işbirliği ile kurdular. Tillman 1 numaralı NAUI kartını aldı.

1960 ta Viking Norseman’ın çift hortumlu regülatörü ilk kez ahtapot regülatörlü satıldı ve Maurice Fenzy ilk başarılı BC’nin patendini aldı.

1963 te endüstirinin üyeleri Diving Equipment and Manufacturers Association ( DEMA ) nı oluşturdu. 1 yıl sonra Richard Adcock live-aboard dalış teknesini La Paz’da, Meksika’da hizmete soktu. Aynı yıl Los Angeles şehrinin park ve rekreasyon departmanı ilk sportif dalış filmini yaptı. Colonel John D. Craig tarafından yaratılan filmde Zale Parry ve Tommy Thompson rol aldı.

1965 te George Beuauchat Jet Fin isimli paletin Amerika’daki patendini aldı. Daha sonraları Scubapro bu paleti alıp daha populer hale getirdi. Orijinal patendinde arkası kapalı idi, daha sonra ayarlı hale getirildi. 1966 da Ralph Erickson ve John Cronin Amerika’da Professional Association of Diving Instructor ( PADI ) isimli şirketi kurdular. Erickson ileri eğitim fikrini geliştirdi. Cronin sıfır numaralı Kurs directörlüğü kartını, Erickson ise 1 nolu kurs direktörlüğü kartını aldı.

1967 de Tom Mount National association of Cave Divers’ı kurdu. Gerçekte kendisi herhangi bir sertifikalandırma yokken, 1962 den beri mağara dalışı eğitimi veriyordu.

1967 de PADI ilk eğitmenlere hitap eden dergiyi çıkardı. The Undersea Journal ve ilk Advanced ve Specialty programlarını sundu.

1972 de Nick Icorn PADI’nin ilk executive directörü oldu ve scuba eğitimi veren bir kuruluş için ilk standart ve prosüdürleri yazdı. Aynı yıl Kaptan Don Stewart mercanları ve reefleri gemilerin çapalarının meydana getirdiği hasarlardan korumak için ilk gemi bağlama şamandıralarını tanıttı.

1975 te PADI ilk eğitmen geliştirme programını uygulayacak eğitmeni yetiştirmekle ilgili programı meydana getirdi. ( Kurs Direktörlüğü Kursu )1977 de Miami’de ilk DEMA show yapıldı.

1983 te mucit Craig Barshinger, Karl Huggins ve ORCA Industrie’nin kurucusu Jim Fulton ilk başarılı dalış bilgisayarını piyasaya sundular.

1985 te PADI eğitmen adaylarını geliştirme ile eğitmenlik sınavlarını ayıran ilk kuruluş oldu. Instructor Devolepment Course ( IDC ) ve Instructor Examination ( IE ) programı.

1986 da PADI nin araştırma ve geliştirme departmanı ( DSAT ) özellikle sportif dalıcılar için dizayn edilen dünyanın ilk dekomprasyon içermeyen dalış tablosu modelini geliştirdi. Bu çalışmanın sonucu olarak sportif dalış planlayıcısının, Tablo ve Wheel ( spiral ) modelleri piyasaya sunuldu.

-Necat ÇOŞKUNPADI Course Director-